dahaanlam.

cümlelerimin daha anlamsız olduğu hiç olmadı.

aynıkot.

aynı kot, çanta, ceket ve yüzükle
o parkta bir daha oturmadım.

senol.

ben sen olsam
beni ikna ederim.

sarhoşken.

ikimiz de sarhoşken
bir tek ben önemliyim.

sudol.

tuhaf mı geliyor, tuhafız.
kurumayalım diye içimize su dolduruluyor.

sengel.

"yanına oturmuş olmam elbette tesadüf,
tanıdık gelmedin diyemem, geldin,
ama nereden tanıdık geldiğini hemen anlamadım.
bir şey diyecek gibiydin, kulaklıkların kucağındaydı,
kafan azıcık bana döndü, ara ara yeniden döndü,
sabah sana 'lütfen gel.' demiştim,
ama çok da pespaye bir günümdeydim,
yani gelmediysen, onun için aradım," dedim,
"geldiysem?" dedi.
"gelmediysen, onun için aradım,
gelsen kendim için arardım."

kendikoku.

bir şey istesem, tek bir şey,
burnumu yanaklarına dayayabilmekten biliyorum,
kendi kokumu alabilmek isterim, biliyorsun.

öncevar.

üzgünüm, o senden önce vardı, dedim,
benden sonra olamazdı zaten, dedi.

çokuygun.

kollarım, dedi,
ağlamaya çok uygun.

kaş.


içinde onun adı geçen şeyleri kıskanıyor,
ve bir diğerinin adı,
ve alakasız başka birilerinin adları;
onlar varken kaşlarını görüyorum,
yokken gördüğüm gibi değil.

sekiztane.

"bir gün çok zengin olacağım
ve evimde sekiz tane hizmetçi olacak.
böyle ellerinde tüylü fırçalarla fırs fırs sürekli gezecekler.
sonra 'yeter. bokunu çıkarttınız.' diye yedi tanesini kovacağım.
bir tane hizmetçi yeter çünkü,
o ne öyle sekiz tane."