ruhumusar.

sabah uyandığımda, halımın üstünde 
maison française, resim defteri ve
yılmaz erdoğan'ın hüzünbaz sevişmeler'ini;
teypte pink floyd'un kasedini buldum.
neyim ki ben diye düşündüm.
entellik ruhumu sarmıştı.

yalnızkapı.

aşağı katta, bizim apartmanda değil,
başka bir apartmandaki başka bir dairenin aşağı katında,
merdivenin önünde bir kapı duruyor,
yeni geldi, birkaç gün önce,
üstünde o katta yaşayan adamın adının olduğu kart var
ve adam, ısrarla o kapıyı oradan almıyor.
bugün not bıraktım.
"neden bu kapıyı buradan almıyorsunuz? yazık değil mi?" dedim.
okuyacağından şüpheliyim.

oda.

"aslında ben küçük oda daha çok severim
ama diğer oda bundan daha büyük."
diyen sarışın ve güzeller güzelini düşle.

aykırıolmak.

"'biseksüellik ve doğanın düzeni' kitabını okuyor olmam
sizi neden bu kadar korkutuyor, gerçekten
anlamıyorum, komiksiniz." dedim,
"saçmalama," dediler,
"senin de aykırı olmana izin veremeyiz.
elimizde bir tek sen kaldın."
"üzgünüm," dedim. "bunu, ben otomatik portakal'ı izlemeden önce
düşünecektiniz."

birkere.

"bir kere de bir şeyden memnun ol," dedim,
"ya sen," dedi, "sen sanki çok memnunsun her şeyden."
"ben hiçbirinizden memnun değilim," dedim,
"çünkü siz hiçbir şeyden memnun değilsiniz."

vafıldey.

her ne kadar, bugünün güzel bir gün olmasını istesem de,
bu sabah, bana 'bak 10da uyandır beni tamam mı' diyen insanları,
sağlam olsun diye 9.45'te uzuun uzun çaldırma zorunluluğum var.
'haydi waffle yiyeyim şenleneyim' dememi,
bir bıçak, 'dur şunu yalayayım ziyan olmasın' sözlerime aldırmadan,
dişime çarparak protesto etti, onu geç,
halıda geri geri giderken çorabım pıt diye çıktı.

"neden ben. neden-her-zaman-ben."

üçadam.

m: bir adam varmış. üçüzmüş.
d: yani bir adamın iki tane üçüzü varmış demek istedin herhalde.
y: hayır. bir adamdan üç tane varmış.

garip.

bugün, biraz bale yaptım.
meyve almaya çıktım.
şeftalilerin çok indirimde olduğunu gördüm. bayıldım. 7 tane aldım.
e nin o haaarika elmalarından gördüm. bayıldım. 6 tane aldım.
sonra çok garip şeyler oldu.
çok sevdiğim kırmızı kütür kütür elmalardan gördüm. parlıyorlardı.
uzandım. poşete koydum. mum kokuyorlardı. üstüne sprey sıkmışlardı.
'yine de kütür kütür' dedim. 'yıkarım geçer' dedim. aldım.
gelirken en sevdiğim çiçekçinin önünden geçtim. tanımamazlıktan geldim.
karşıdan karşıya geçerken bisikletliçocuk'u gördüm. yolun ortasında durdum.
bana yol verdi. üstelik eliyle de 'geçebilirsiniz' hareketi yaptı. 'buyrun' da dedi.
'aa' dedim. teşekkür ettim. güldük.
en sevdiğim bakkalın önünden geçerken,
dört tekerlekli bisikleti olan bi' kız, bakkalın önündeki tabelalara çarptı.
ek tekerlerinden biri gerçekten yamuktu.
yanından geçerken güldüm. o da bana güldü.
sonra yanımdan taş gibi bir bisikletli geçti. 'ah' dedim. 'benim olacaksın beybi.'
eve geldim. sarma vardı.
bunlar, bu şehir için garip şeyler.

kumuniçi.

bir yandan kumla oynayıp bir yandan,
"aaao sıcak sıcak,
kumun içi çok sıcak"
diye şarkı söyleyebilsek,
bence hiçbirimiz sıkılmazdık.