sudol.

tuhaf mı geliyor, tuhafız.
kurumayalım diye içimize su dolduruluyor.

sengel.

"yanına oturmuş olmam elbette tesadüf,
tanıdık gelmedin diyemem, geldin,
ama nereden tanıdık geldiğini hemen anlamadım.
bir şey diyecek gibiydin, kulaklıkların kucağındaydı,
kafan azıcık bana döndü, ara ara yeniden döndü,
sabah sana 'lütfen gel.' demiştim,
ama çok da pespaye bir günümdeydim,
yani gelmediysen, onun için aradım," dedim,
"geldiysem?" dedi.
"gelmediysen, onun için aradım,
gelsen kendim için arardım."

kendikoku.

bir şey istesem, tek bir şey,
burnumu yanaklarına dayayabilmekten biliyorum,
kendi kokumu alabilmek isterim, biliyorsun.

öncevar.

üzgünüm, o senden önce vardı, dedim,
benden sonra olamazdı zaten, dedi.

çokuygun.

kollarım, dedi,
ağlamaya çok uygun.

kaş.


içinde onun adı geçen şeyleri kıskanıyor,
ve bir diğerinin adı,
ve alakasız başka birilerinin adları;
onlar varken kaşlarını görüyorum,
yokken gördüğüm gibi değil.

sekiztane.

"bir gün çok zengin olacağım
ve evimde sekiz tane hizmetçi olacak.
böyle ellerinde tüylü fırçalarla fırs fırs sürekli gezecekler.
sonra 'yeter. bokunu çıkarttınız.' diye yedi tanesini kovacağım.
bir tane hizmetçi yeter çünkü,
o ne öyle sekiz tane."

dürt.

"hiçbirini yapmıyor," dedi,
"yani bu kalıplaşmış erkek kavramından bahsediyorum,
anlatabildim mi.
hiçbirini yapmıyor,
ve ben yapılması gereken her şeyi yapıyorum.
yapılması gereken tek şey biraz dürtmek,
küçük konularda bile.
ve dürtmelerim hep ters teperken
dürtmediğim anlarda her şey olması gerektiği gibi.".

ilkadam.

anlatmak istediğim şey
kendim için seçtiğim ilk adamın bu olduğu.

öylegör.

seni öyle görürse sana neler yapabileceğini bilerek gidiyorsun,
sonra yapıyor.

bu.

neden biriyle uçmak istiyorsun,
asıl soru bu.