biran.

benim değil,
omuzlarıma dökülen saçlarımın
onları kimin kurulayacağını bildiği
bir an istiyorum.

dinlen.

bazen sadece gözlerim dinlensin diye açıyorum seni, dedim.

kadar.

kağıda bıraktıklarımız kadar varız, dedi.

adamvar.

bazen o adamın gözleri, bana, söylememesi gereken her şeyi söylüyor,
söylemesi gereken hiçbir şeyi söylemiyor, dedi.
bazen karşımda oturup bana sevdiği şeyleri kimsenin bilmediğinden
veya kimsenin bilmediği şeyleri sevdiğinden bahseden bir adam var, dedim.

arama.

bir gün seni hak eden birini bulacaksın, dedi,
onun beni bulması lazım, ben aramıyorum çünkü, dedim.
gülmedi.

evim.

uyandığında gözlerini açmadan istediğin her yere gidebildiğin yer evindir, demiştim ya,
bu aralar burası pek benim evim değil.

gelirdi.

bana bazen beni seviyor gibi gelirdi, dedim,
ne demek istediğimi tam anlayamadın.

görünmez.

bir şeyleri kafana takman mantıksız,
ne düşünsen saçlarından görünmüyor çünkü, dedi.

standart.

sonra, enrike iglesyas'a benziyor oluşun beni ziyadesiyle mutlu ediyor, dedim.
en azından aileden biri dünya standartlarının üstünde, dedi.

taze.

sen bu evdeyken evde hep taze çay olmasını seviyorum, dedim.
güldü.

ma.

koşupkoşupkoşup
durma.