fark.

o seninle uyurken
ben seninle uyanıyorum,
farkımız bu, diye düşündüm.
söylemedim ama.

dedi.

yazdıklarını değil,
yazmadıklarını bilmek istiyorum,
dedi.

hemen.

"seni seviyorum." dedi,
sırası olduğunu bildiğim halde,
"şimdi sırası değil." dedim;
ona bakışımdan, yalan söylediğimi hemen anladı,
güldü, içinden,
bana bakışından hemen anladım.

üzgünkafiye.

hep geri alamayacağım şeyler yapacağımdan korkuyorum, derdi,
çok korktuğu anlarda, elleri, ona tutunabileceğim tek yerdi.

tekkelime.

tanısan severdin, dedin,
birkaç kişi toplarız, müzik yaparlar, sen söylersin,
o'nu getiririm, tanışırsın, alışırsın,
kesin seversin, imza atabilirim,
ojelerin ne renk? saçını mı yaptın?
yemek yer misin? dans edelim mi?
dedin, heyecanla, tek kelimeyle,
bizi tanıştırmak istiyor muydun bilemedim,
hayır, dedim.

ihtiyaç.

düşünmeye ihtiyacım oluyor, dedi.

amaçok.

seni rüyamda gördüm,
bana seviyordun, dedim,
heyecandan hâl ekini yanlış kullanınca kaçtın,
ama çok uzaklaştın.

ısırık.

paylaşımlara açık ya da alışkın değildi.
bir ısırık al, dedim.
pek gülmezdi
ama güldü.

geriver.

bir daha hiç kullanmayacağım şapkanı verir misin, dedim,
hep seni sevdiğimden dediğimden,
seni sevdiğimden ya da sana sevdiğim dediğimden değil yani,
dediğimden, veririm, dedi;
işim bitince ona şapkasını geri vermemi istemedi.

üzen.

beni üzen şeyler listesi yapmaya başlasam
başına seni koyardım, tıpkı her zaman başıma seni koyduğum gibi,
çünkü seni başka nereye koyabilirim,
nereye sığdırabilirim bilmiyorum, dedi.
beni bir yere koyma gerekliliğinden yıllardır
vazgeçemedi.

geçkal.

"nasılsın?" dan sonra ne geleceğini bilmediğimden,
ne zaman biriyle karşılaşsam,
muhtelif yerlere geç kalıyormuş gibi yapıyorum,
sürekli.