yabancıuyruk.

beni şaşırtan,
yıllardır dinlediğim şarkının
albüm kaydının sonunda çıkan
acıklı kadın, dedim.
yabancı uyruklu acıklı kadın, dedim.
sana neler dediğini bile söyleyebilirdim, dedim.
dinlemedin.

Mika - Relax [Take It Easy]

altındakal.

"nasıl bu kadar şiirsel olamıyorsun?" dememle,
'nasıl bu kadar şiirsel olabiliyorsun?' sorusunun altında kaldı,
şaşırdı.

evdeyok.

ben bir ilişkide,
"sabahlara kadar içsek sevişsek,
ne ben işe gitsem ne sen ayılsan,
derin bir uykunun dibine düşsek." tadını severim, dedim,
neden bahsettiğimi hemen anladın.

gerçekcevap.

bunu, dedi, bana mı yazdın?
sana yazmış olmamı mı isterdin, dedim.
evet, dedi, sanırım, bana yazmış olmanı isterdim.
seni beğendim.
öyleyse sana yazdım, dedim.
gerçek cevabı asla öğrenemeyeceğim, değil mi, dedi.
gerçek cevabı öğrenebilmen için önce
beynimi okuyabilme yeteneğine
sahip olman gerek
ve sen, henüz, bu yeteneğe sahip değilsin, dedim.
güldü.

frijit.

ellerini asla tutmak istemezdi kara örgüleri,
belinden aşağı sadece örtünmek amacıyla inerdi.
hayat sevgisi değildi onunki, biraz bencillik,
vakit geçirme amacıyla gülünmüş -belki birkaç- espri,
anlamsızlığın anlamı gibi olan tamlamalar,
net açıklanmadığı için onu gererdi.
frijit, seni senden nasıl koruyacağını bilen,
bir kemerdi.

ayakucu.

gece rüyamda, bu hafta yaşayacağım her şeyi gördüm.
sonra kalkıp,
"ayağımın ucunda kedi var! ayağımın ucunda kedi var!"
diye bağırdım.
kedi bana "mav." dedi. yataktan atlayıp gitti.

ay.

"en çok, pencereyi açtığımda güneşin
gözümü aldığı günleri seviyorum." dedi.
ben de en çok gözüme vuran dolun'ayışığı'nın
beni uyandırdığı geceleri.

soyad.

"benden ne istediğini anlayamıyorum," dedi,
"bir türlü kafanın içine giremedim ve
istediğin şeyi gerçekleştirmeye hiç
yaklaşamıyorum."
"ah hah hah," dedim,
"benimle evlen ve soyadlarımız aynı olsun.
senden sadece bunu istiyorum."
güldü.

kelebekcam.

yerden bulduğum turuncu kelebeği,
büyük ihtimalle biri bisikletinden düşürmüştü,
sessizce alıp, üzerindeki tozu temizleyip,
yanından geçtiğim abd plakalı arabanın ön camına koyarken,
kimse gördü mü diye arkama baktım,
kel ve güneş gözlüklü bir adam baktı, güldü ve bana
"bedük'ün çapkınkaşkaldırmahareketi"ni yaptı.
"aman tanrım, bedük?" dedim,
"amcasıyım." dedi.
yere baktım. yerde, 50 metre boyunca,
bembeyaz payetler vardı, yüzlerce.
"bir gelin burada sinir krizi geçirmiş." dedim.
gülüştük.

poponusil.

bir sabah, uyku kokmuş bir odada uyanıp,
tuvalete gidip, tam çişini yaparken tuvalet kağıdının olmadığını fark etmek
bazen iyidir;
çünkü sana, "pencereyi açmayı unuttun."
veya
"al, tuvalet kağıdı. poponu bununla sil."
diyebilecek bir insanın varlığını fark edersin,
yanında olmasa bile.

erkekler.

önümde yürüyorlardı. iki kişi. iki erkek.
biri durakladı. "bunu," dedi, "bunu biliyorum."
arkasını döndü. bana baktı.
"ne dinliyorsun?" dedi.
"hı? ha. ben. yaşar kurt." dedim.
"haydi erkekler savaşa." dedi. "saçlarını örmüşsün."
şaşırdım. "beni tanıyor musun?" dedim.
"evet." dedi. uzaklaştı.