ayakucu.

gece rüyamda, bu hafta yaşayacağım her şeyi gördüm.
sonra kalkıp,
"ayağımın ucunda kedi var! ayağımın ucunda kedi var!"
diye bağırdım.
kedi bana "mav." dedi. yataktan atlayıp gitti.

ay.

"en çok, pencereyi açtığımda güneşin
gözümü aldığı günleri seviyorum." dedi.
ben de en çok gözüme vuran dolun'ayışığı'nın
beni uyandırdığı geceleri.

soyad.

"benden ne istediğini anlayamıyorum," dedi,
"bir türlü kafanın içine giremedim ve
istediğin şeyi gerçekleştirmeye hiç
yaklaşamıyorum."
"ah hah hah," dedim,
"benimle evlen ve soyadlarımız aynı olsun.
senden sadece bunu istiyorum."
güldü.

kelebekcam.

yerden bulduğum turuncu kelebeği,
büyük ihtimalle biri bisikletinden düşürmüştü,
sessizce alıp, üzerindeki tozu temizleyip,
yanından geçtiğim abd plakalı arabanın ön camına koyarken,
kimse gördü mü diye arkama baktım,
kel ve güneş gözlüklü bir adam baktı, güldü ve bana
"bedük'ün çapkınkaşkaldırmahareketi"ni yaptı.
"aman tanrım, bedük?" dedim,
"amcasıyım." dedi.
yere baktım. yerde, 50 metre boyunca,
bembeyaz payetler vardı, yüzlerce.
"bir gelin burada sinir krizi geçirmiş." dedim.
gülüştük.

poponusil.

bir sabah, uyku kokmuş bir odada uyanıp,
tuvalete gidip, tam çişini yaparken tuvalet kağıdının olmadığını fark etmek
bazen iyidir;
çünkü sana, "pencereyi açmayı unuttun."
veya
"al, tuvalet kağıdı. poponu bununla sil."
diyebilecek bir insanın varlığını fark edersin,
yanında olmasa bile.

erkekler.

önümde yürüyorlardı. iki kişi. iki erkek.
biri durakladı. "bunu," dedi, "bunu biliyorum."
arkasını döndü. bana baktı.
"ne dinliyorsun?" dedi.
"hı? ha. ben. yaşar kurt." dedim.
"haydi erkekler savaşa." dedi. "saçlarını örmüşsün."
şaşırdım. "beni tanıyor musun?" dedim.
"evet." dedi. uzaklaştı.

zıtyön.

"annemi her görüşünde nasıl kaçabiliyorsun," dedin,
"burası benim mahallem. hemen kaybolabilirim." dedim.
kolumdan tuttun.
"o kadar yıldan sonra nasıl tanıdığım/n ayrı bir günün konusu." dedik aynı anda.
sonra zıt yönlere doğru koşmaya başladık.

danset.

"insanların oynamasına, dans etmesine anlam veremiyorum. 
hayır, ilk nerden çıkmış, ilk göbeği kim atmış, ilk gerdanı kim kırmış, ilk götü kim sallamış...
gerçekten anlam veremiyorum."

demek ile bir national geographic wild belgeseli çekmek arasındaki uzaklık,
acaba kaç adımdır?

ruhumusar.

sabah uyandığımda, halımın üstünde 
maison française, resim defteri ve
yılmaz erdoğan'ın hüzünbaz sevişmeler'ini;
teypte pink floyd'un kasedini buldum.
neyim ki ben diye düşündüm.
entellik ruhumu sarmıştı.

yalnızkapı.

aşağı katta, bizim apartmanda değil,
başka bir apartmandaki başka bir dairenin aşağı katında,
merdivenin önünde bir kapı duruyor,
yeni geldi, birkaç gün önce,
üstünde o katta yaşayan adamın adının olduğu kart var
ve adam, ısrarla o kapıyı oradan almıyor.
bugün not bıraktım.
"neden bu kapıyı buradan almıyorsunuz? yazık değil mi?" dedim.
okuyacağından şüpheliyim.

oda.

"aslında ben küçük oda daha çok severim
ama diğer oda bundan daha büyük."
diyen sarışın ve güzeller güzelini düşle.