aramama.

uzatılan bir çakmak'ı ve beklemeyi hatırlamadığım günleri özlüyorum, dedim,
ben de tam seni aramamayı düşünüyordum, dedi.

binyıl.

seksen altı bin yıl öncesine küçük bir evren,
bir ocak, porselen çaydanlık, sınırsız çay,
bir koltuk, televizyon, en sevilen ondört film,
battaniye, yatak, iki çift çorap koyup
bütün gün komşulara son bin yılın icadının
sen olduğundan bahsedebilirim.

oz.

bu gecelik kimse sol kolumun üstüne yatamaz,
yorgan bile.

dörttebir.

seni kelime kelime hatırlamak
aklımın dörtte birini çalıyor.

gel.

kapıyı çaldı, açtım,
aa ölmemişsin, dedi.

beni.

rüyamda, rüya gördüğünü ve
gördüğün rüyayı gördüm, dedim.

buyıl.

keşke bir şeyleri mahvetmemenin bir yolunu,
hayır, senin de bilmediğin besbelli.

birbiri.

duysa, olduğu'nu farklı anlatmama
üzüleceğinden emin değilim.

div.

istesem kalbinizi orta yerinden,
en üzüleceğiniz yerden.

yüzyüze.

seninle ilgili şeyleri başka insanlara söylemenin
ne kadar kolay olduğundan bahsediyorum ve
senin yanında güneşin açmadığını kabul etmemin
ne kadar zor olduğundan.

tepeden.

o gün gerçekleşen gerçeküstü her şey
ve bir ankaranın en güzel manzarası,
ve iki montu da binanın içinde bıraktılar,
ve üç kere asansörde kalma tehlikesi,
ve dört kat merdivenden çıkma gerekliliği.