şarapvar.

tencerede biraz daha şarap var istersen, dedim.

bilmem? cevap vermedi.

öpmek.

"görünce beni öpmek istedi." diyecektim sadece,
öptüğünü söylemeyecektim.

eskieski.

yeni eski, eski eskilerin sayısını azaltıyor, dedim,
koltuğun altına sakladığı bir şeyi çıkarıp verdi.

kanaatnotu.

yalnızca kanaat notunun bir işe yaradığı zamanlarda iyi bir insan oluyorum, dedi,
ilk prensibim olarak bunu belirledim.
iyi, dedim.

gündelikhayat.

bir gün birini sevmeyi bırakacaksan
ona asla gündelik hayatta yaptığı şeyleri sevdiğini söyleme, dedim.
konu hakkında soru sormayı çok istedi,
cevap vermeyeceğimi sandı,
ondan sormadı.

sırtçantası.

yüzü saçlarına dökülmüş birini gördüm,
sırtını çantasına yüklemişti, etekten de rüzgârı uçuşuyordu, dedi.
karıştırıyor olmalısın, dedim. geç bir fotoğrafını çekeyim.
geçti.

postakodu.

posta kodları yakın insanlar olalım, dedim.

otuzbeş.

aynı kot, çanta, ceket ve yüzükle
o parkta otuz dördüncü oturuşumdu.
otuz beşinciyi gerçekleştirmemeye kararlıydım.

kimbilir.

daha önce kim bilir kaç kişinin gözü önünde
ve kim bilir kaç kere yalnız başınayken ayağını kaydıran
o ad'ın yıllar sonra yeniden ayağını kaydıracağını
ve bu kez bir anısının bile olmayacağını
tutuşmuş, tutulmuş birileri gibi
sıradanlığına asla inanmadan düş'eceğini
ve düşe'ceğini senin, ve düşeceğin'i bilme,
kapa gözlerini, dedi, şimdi sessiz bir şarkı söyleyeceğiz.

içinyaz.

görülebilmek için yazıyorum,
yani beni itekleme, ben kendim ilerleyebiliyorum, dedim.

akademik.

rüyamda gördüğüm insanlarla arkadaş olmuşum gibi geliyor, dedim.
kafasını birtakım akademik yayınların arasına gömdü,
beni bulamadı ama.