standart.

sonra, enrike iglesyas'a benziyor oluşun beni ziyadesiyle mutlu ediyor, dedim.
en azından aileden biri dünya standartlarının üstünde, dedi.

taze.

sen bu evdeyken evde hep taze çay olmasını seviyorum, dedim.
güldü.

ma.

koşupkoşupkoşup
durma.

saatkaç.

"saatler beş nisan'dı ve biz bir çağı kapattık." dedim,
benimle aynı anda hatırladın, o günü,
o muhabbeti, ne diyecektik?
onbiri on geçelerde saat portakalı şeftali geçiyor mu diyecektik,
portakalı kavun geçiyor mu diyecektik yoksa,
peki ya otuzdört geçseydi ne olacaktı, portakalı iki karpuz bir kavun mu geçecekti?
şeftali diyelim, dedin,
bir kere daha bir alfabe öğrenmenin hiçbir mantığı yok.
peki, dedim.

olurdu.

devamgetir.

sana söyletemediğim tüm sözleri, dedin,
devamını getirmeye
dilimiz varmadı.

hersefer.

çünkü bazılarının her seferinde tanımı farklı,
bazı seferlerinin ise bir tanımı bile olmadı.

addfile.

gomplayer *tıktık*
f8, add, file,
the matrix reloaded *tıktık*
the matrix reloaded *tıktık*
altyazı *tıktık*
the matrix reloaded *fırsfırs*
darammm!
pause.
pötibör *kıtırt*
pötibör.
play.
*kıtırt*

atlasırt.

bazen beni buralardan götürecek bir şeye ihtiyaç duyuyorum, dedim,
atla sırtıma, dedi.

gittik.

tetik.

"sentetik hayallerinde sen tetiksin kendine." dedi.
ucuz kafiyenden utan, dedim,
bir fırt çektim.

mühimolan.

"ama uçları bozulmuş" olsa da bir şeylerin,
mühim olanın uçları olmadığını asla anlatamadım sana.

gar.

açmakonusu.

istemeye istemeye verdiğim telefonları açma konusunda
neden bu kadar başarısızım,
artık anla.